Sep 01, 2019 19:40 Europe/Istanbul

Hamaset, şecaat ve fedakarlık ayı Muharrem başladı. Bu ayda kan kılıca galip geldi ve Hakkın gücü batılın gücünü ebediyen bozguna uğrattı.

Bu ayın tarih boyunca gelip geçen kuşaklara zulme karşı nasıl zafer kazanılacağını öğretti; süper güçlerin Hak söz karşısında yenilgilerini tarihte kayda geçirdi.

İslam Peygamberi’nin -s- sevgili torunu İmam Hüseyin’in -s- Kerbela’da şehit düştüğü günlerin yıldönümü yaklaşınca tüm İslam ülkeleri ve beldelerinde Muharrem kokusu gelmeye başlar. Kentlerde köylerde, duvarlara asılan pankartlar, üzerinde İslam Peygamberi’nin -s- pak Ehl-i Beyt’nin -s- adları yazılan rengarenk bayraklar, insanların matem çerçevesinde siyah elbise giymeleri, hepsi Muhteşem Kaşani’nin şu şiirini hatırlatıyor:

Bu ne isyandır, alem halkını sarmıştır

Bu nasıl bir ağıt, yas ve matemdir

Muharrem, kameri takviminde 12 ayın ilkinin adıdır. Bu ayın Muharrem olarak adlandırılmasının sebebi, bu ayda savaşmanın haram bilinmesidir ve Muharrem ayının ilk günü kameri yılın ilk günüdür.

Zalim Emeviler kameri 61 yılında Hz. Seyyidi Şüheda İmam Hüseyin -s- ve pak hanedanı ve arkadaşlarının kanını bu ayda akıtarak ne haram ayın hürmetini, ne de İslam Peygamberi’nin -s- Ehl-i Beyt’nin -s- hürmetini korudular

Muharrem ayı Kerbela çölünde Aşura hadisesini hatırlattığından, her yıl bu ay gelince gönüller derin hüzne boğuluyor. İmam Hüseyin -s- hayranları ve aşıkları da Muharrem ayının birinci gününden itibaren karalara bürünüyor ve o şehit İmam’ın anısına yas tutuyor.

İmam Rıza’dan -s- bir hadiste ise şöyle buyurduğu anlatılır: Hüseyin’in -s- şehadet günü kalplerimizi yaraladı, gözümüzden yaşların akmasına yol açtı ve bu hüznü kıyamet gününe dek geride bıraktı. O zaman ağlayan herkes, Hüseyin gibi mazlum bir insan için göz yaşı dökmesi gerekir.

İmam Rıza -s- bir başka yerde de şöyle buyurmuştur:

Muharrem ayı gelince artık babamın güldüğünü göremezdik ve Muharrem ayının birinci gününden onuncu gününe dek kederi ve hüznü sürekli artardı. Aşura günü ise musibet, acı, keder ve ağlama günüydü ve babam sürekli, bugünde Hüseyin katledildi, diye buyururdu.

Ehl-i Beyt’in -s- başına gelen belalar ve hadiseler ve yıllarca katlandıkları zorluklar ve acılar için yas tutma kültürü oldukça anlamlı ve yüce bir kültürdür ve geçmiş nesillerde haksız yere akan kanların oluşturduğu kan göllerinden bize ulaşmıştır. Bu kültür aslında bizlere binlerce ibret verici dersi ve mesajı sunmuştur.

İslam Peygamberi’nin -s- Ehl-i Beyt’i -s- Hüseyni yas merasimlerine vurgu yaparak o hazretin programını halkın vahdet ekseni olarak belirlediler ve insanları Hüseyni yas meclislerini düzenlemeye teşvik ederek aralarında basiret ve bilinci arttırdılar ve sonuçta ümmetin dağılmasını engellediler. Nitekim günümüzde İmam Hüseyin’in -s- şehadet yıldönümünde milyonlarca insan farklı ırklara ve dillere mensup olmalarına rağmen bulundukları her yerde o hazret için yas tutuyor ve Hüseyni bayrağın altında bir araya geliyor.

Dinimizin önde gelen büyüklerden kalan rivayetlere göre, İmam Hüseyin -s- ve Kerbela’da o hazrete eşlik edenlerin mazlumiyetine ağlamaya büyük mükafatlar gözetilmiştir. Bunun anlamı ise, bu ağlamanın başka ağlamalardan farklı olduğudur. Bu ağlama acizlik veya güçsüz olmaktan değil, izzet ve onurdan kaynaklanan bir ameldir. Bu ağlama, 1400 yıllık bir medeniyetin güçlü dayanağı olduğunun işaretidir. Bu ağlama, tarihin engebeli sürecinde hayat veren öğretileri sayesinde insanlara yol gösteren bir ameldir. İmam Cafer Sadık -s- bu konuda şöyle buyurur:

Allah’ın kulları için Hüseyin bin Ali -s- için ağlamak ve feryat etmekten başka her türlü ağlamak ve feryat etmek hoş karşılanmayan durumlardır. Oysa Hüseyin -s- için ağlayanlar için uhrevi mükafat vardır.

İmam Hüseyin -s- için yas tutan insanlar, o hazret ve vefakar sahabesi için düzenlenen yas merasimine katılmakla o hazretin ve arkadaşlarının kişiliği ve muazzam ruhu ile tanışır ve sonuçta onları sabır, vefa, direniş ve fedakarlık gibi en seçkin sıfatları taşıyan ve her biri iyiliklerin abidesi olan mükemmel insanlar olarak bulur.

Bundan daha önemlisi, İmam Hüseyin -s- ve arkadaşları için yas tutan insanlar onların mazlumiyetini ve başlarına gelen musibeti hatırlayarak yas tutar ve ağlamaya başlar ve böylece onları daha iyi tanıyarak aralarındaki duygusal bağları güçlendirir.

İmam Hüseyin -s- ve İslam Peygamberi’nin -s- pak Ehl-i Beyt -s- fertlerine gönül veren insan hiç kuşkusuz onları kaybetmenin acısını yaşar ve onlar için ağlar ve böylece onlara yönelik gönülden sevgisini gösterir ve İmam -s- ve şehadet kültürüne biatini tazeleyerek şehitlerin yolunu izlemeye başlar

Şehit Mutahhari bu konuda şöyle diyor:

Şehit için ağlamak, onun gerçekleştirdiği hamasete katılmak ve onun ruhu ile uyumlu hareket etmek ve onun mutluluğu ve sevincine ve hareketine katılmaktır. İmam Hüseyin -s- yüce kişiliği ve kahramanca şehit düşmesi yüzünden yüz milyonlarca insanın kalbini ve duygularını fethetmiştir. Eğer bu muazzam ve değerli duygusal hazine ile ilgilenmekle görevlendirilen insanlar, yani hatipler, bu muazzam hazineden insanların ruhunu Hüseyni muazzam ruhla uyumlu hale getirme doğrultusunda doğru biçimde yararlanabilirse, o zaman dünyamız düzelecektir.

İmam Hüseyin -s- için yas tutmaya karşı çıkanlara cevap veren Fransız düşünür Maurice De Kobra ise şöyle diyor:

Eğer onlar Aşura hakikatini idrak etmiş olsaydı, bu yas merasimlerini mecnunluk bilmezdi; zira İmam Hüseyin’in -s- hayranları ve izleyenleri bu merasimde alçak olmayı, istismar olmayı kabul etmemeleri gerektiğini öğreniyor; zira liderlerinin şiarı, zulme ve zalime boyun eğmemekti.

Alman filozof ve şarkiyatçı Marbin de İslami siyaset adlı kitabında şöyle yazıyor:

Bazı tarihçilerimizin bilgisizliği, Şiaların yas merasimlerini mecnunluk ve delilikle bağdaştırmalarına yol açmıştır, fakat bunlar lafü güzaf etmiş ve Şiaya iftira atmıştır. Biz kavimlerin ve milletlerin arasında Şia kadar coşkulu ve hayat dolusunu görmedik, zira Şialar Hüseyin için yas merasimleri düzenleyerek, akılcı bir politika uyguluyor ve faydalı dini hareketleri oluşturuyorlar. Şianın tekamül seyrini irdeleyen ve Hüseyin için yas tutanların yaşamını özellikle son yüz yılda araştıranlar, Şianın tekamül sürecinin son aşamasına geldiğini anlar. Bundan yüz yıl önce Hindistan’da Şiaların ve Ali ve Hüseyin’i izleyenlerin sayısı çok azdı, fakat bugün Hindistanlı Şialar bu ülkede dini açıdan üçüncü sırada yer alıyorlar ve bu durum dünyanın başka bölgeleri için de geçerlidir. Bence İslam’ın bekası ve ilerlemesi ve Müslümanların kemale ermesinin sırrı, Hüseyin bin Ali’nin şehadeti ve o acı olaylar içindir ve eminim Müslümanların akılcı politikaları ve hayat veren programları uygulamaları, İmam Hüseyin için düzenledikleri yas merasimlerinin sonucudur. Bu yöntem ve bu özellik Müslümanların arasında var olduğu sürece, zillete boyun eğmeyecekleri ve kimsenin esaretini kabul etmeyecekleri kesindir.

Muharrem’i zaman sürecinde yaşatmak, İmam Hüseyin -s- ve arkadaşları Kerbela meydanında zafer kazanan taraf olduklarını gösteriyor. Gerçi onlar Kerbela’da hayatını kaybettiler, fakat İslam’a yeni bir hayat kazandırdılar; dünya halkına zulümle mücadele yolunu öğrettiler ve kendileri de şehadet gibi büyük bir mertebeye nail oldular. Onlar ayrıca tarih boyunca dindar insanların ve adalet peşinde olanların gözünde muhteşem bir konum kazandılar ve mümin kulların kalplerine taht kurdular.

Her yıl Aşura hareketi ve İmam Hüseyin’in -s- kıyamı daha da canlı ve daha da coşkulu bir şekilde anılıyor. Bu süreçte Hüseyin bin Ali -s- salih ve öncü bir lider olarak günümüzde zalimlere karşı mücadele edenlerce örnek alınıyor. İmam Hüseyin -s- haktalep ve adalettalep anlayışı çerçevesinde ilahi bir hareketi başlattı. Bu harekette onur ve azamet ön plana çıkıyordu. İmam Hüseyin -s- hakikaten güzel yaşamak için en seçkin öğretmendir. Gerçi o hazretin gerçekleştirdiği kıyamın üzerinden asırlar geçiyor, fakat zaman süreci İmam Hüseyin’in adını ve Aşura hamasetini unutturamadı. Nitekim zaman ilerledikçe, İmam Hüseyin’in gerçekleştirdiği kıyamın azameti yeni boyutlara ulaşıyor ve bu hamaseti anmak, yapıcılık ve ibretle beraber oluyor.

Günümüzde de İmam Hüseyin -s- kıyamı ve hamasetinden ilham almak zulüm altında inleyen insanlara direniş dersi veriyor ve duyarsızlıktan ve pasiflikten uzaklaşmalarını sağlıyor.

İslam İnkılabı Lideri Ayetullah Hamanei bu konuda şöyle diyor:

İmam Hüseyin -s- pratik açıdan İslam tarihine büyük bir ders verdi ve gerçekte İslam dinini hem kendi çağında ve hem tüm asırlarda güvence altına aldı. Nitekim günümüzde nerede fesat varsa, o fesatla mücadelede İmam Hüseyin’in -s- orada hayatta olduğu anlaşılıyor, zira İmam -s- kendi yöntemi ile insanlara ne yapmaları gerektiğini öğretiyor. Bu yüzden İmam Hüseyin’in -s- adı ve Kerbela’nın anısını yaşatmalıyız, zira Kerbela’yı yaşatmak insanlara gereken pratik dersi veriyor.

Evet, Aşura kıyamı, zulüm ve zalime karşı bir kıyamdır ve bu hadise için yas tutmak da zulüm altında inleyen tüm milletler için her zaman ve her yerde tecellisi sayılır. Ve Muharrem ayı da İmam Hüseyin’e -s- biat tazelemek ve Yezid ve onun gibilerden beraat etme ayıdır. Bu amel hem iman ve maneviyatımızı güçlendirir, hem de sonuçta İslam’ın kurtuluşuna ve Müslümanların fikri açıdan gelişmesine vesile olur.

Görüşler