Oct 27, 2019 11:24 Europe/Istanbul

Allah’ın en seçkin kulu ve peygamberi Hz. Muhammed’in -s- dünyevi hayatı son bulduğu günün üzerinden asırlar geçiyor, ancak o hazretin etki alanı yaşadığı yılların çok çok ötesindedir. Zira onun risalet kapsam alanı beşeri tarihin ve beşeri çabaların tümünü kapsıyor ve beşeriyetin geleceğini betimliyor.

Hz. Muhammed -s- emsalsiz bir liderdir ve tealimi aydın sabahlar gibi her gün yeni bir parlayışla parlıyor ve davetinin ahengi ruhları coşturarak heyecan veriyor.

Rahmet Peygamberi Hz. Muhammed -s- kameri 28 Safer 11 tarihinde fani dünyadan ayrıldı ve alemi beşeriyetin en büyük önderi ve öğretmeninin yasına boğdu. Allah’ın selam ve salevatı pak ruhunun üzerine olsun.

 

İslam Peygamberi -s- hasta yatağına düştüğünde, Ensar kadınları ve erkekler camide toplanmış ve o hazreti kaybetme üzüntüsü ile göz yaşı dökmeye başlamıştı. Bu haber Allah Resulü’ne -s- ulaşınca Hz. Ali -s- ve İbni Abbas’tan kollarına girmelerini ve camiye kadar gitmesine yardımcı olmalarını istedi. Minbere çıkan Allah Resulü -s- yüce Allah’a hamd ettikten sonra şöyle buyurdu:

Ey insanlar, hangi sebep peygamberinizin ölümünü inkar etmenize yol açtı? Yoksa ölüm beni, sizi ve hepimizi sarmayacak mı sandınız? Eğer bu dünyada biri ebediyen kalacak olsaydı, ben ebediyen aranızda kalırdım. Ancak bilin ki ben Rabbime katılıyorum, fakat aranızda bazı emanetleri bıraktım. Eğer onlara sarılırsanız, asla sapmazsınız. Bunlardan biri elinizde olan Allah’ın kitabıdır ki sabah akşam okursunuz ve diğeri ıtretim, yani Ehl-i Beyt’imdir. Sizi onlara iyilikte bulunmaya tavsiye ediyorum.

 

 

Bu oturum, İslam Peygamberi’nin -s- katılımı ile düzenlenen son oturum oldu. Allah Resulü -s- o gün ümmetinin gelecekte izlemesi gereken yolu belirlediği için mutluydu. Resulullah efendimiz -s- o gün çevresini saran insanlara şöyle buyurdu:

Ey insanlar, bilin ki benden sonra başka hiç bir peygamber gelmeyecek ve benim sünnetimden başka sünnet de olmayacak. Kim peygamber olduğunu iddia ederse, bu kendi iddiasıdır ve yeri de cehennemdir. Ey insanlar, Hak üzerinde durun, dağılmayın ve bekanız için Müslüman kalın.

 

 

 

İslam Peygamberi Hz. Muhammed’in -s- varlığı beşeri camiaya yağan ilahi lütuf yağmuru ve bu dünyaya hayat ruhu gibiydi. Hz. Muhammed -s- peygamberliğe seçildiğinde, Hicaz toprakları ve Arap dünyası cahillik, fesat ve kötülük içinde kıvranıyordu. O günlerde tüm insani değerler yok olmuş ve savaş, katliam, yağma, insanların yaşam tarzı olmuştu.

Allah Resulü’nün -s- 23 yıl süren çabası Müslümanlara ahlak, insaniyet, ilim, hikmet ve adaletten oluşan büyük bir miras geride bıraktı. O dönemde ilim ve bilimden nasipsiz kalan bir halk, İslam Peygamberi’nin -s- tealimi sayesinde ilim ve bilim öğrenmeye merak sarmaya başladı ve bir çokları okuma yazma öğrendi. Bundan önce hiç bir ciddi medeniyet izi olmayan bir kavim Allah Resulü’nün -s- önderliğinde ilmi ve manevi uzun yolu katetmeye başladı ve İslam medeniyetinin temelini attı.

 

Beşeri toplum Allah Resulü’nün -s- mektebinde varlık gerçekleri ve insanı konumu ile tanıştı, nitekim alemin en pak insanları İslam ışığı altında yetişti. Hristiyan politikacı Fares Bek Huri İslam Peygamberi’ni -s- şöyle anlatıyor:

Muhammed -s- alemin en azametli büyük insanlarından biridir. Dünya ondan sonra onun gibi birini görmemiştir ve getirdiği din, dinlerin en mükemmeli ve en kapsamlı olanıdır. Andığınız bu Muhammed -s-, alemin ister geçmişte, ister gelecekte gelip geçen en büyük şahsiyetlerinden daha büyüktür. Muhammed -s- tüm ihtilaflarına rağmen Arapların dilini ve sözünü bir etmeyi başardı ve onlardan bugün dünyayı fetheden bir ümmet oluşturdu.

 

 

İslam Peygamberi Hz. Muhammed -s- hayattan yepyeni bir düzen ve model sundu. Bu modelde her şey yüce Allah’ın yegane oluşu eksenine kuruldu. Bu dinde insanla Allah ilişkisi, sosyal, ailevi, siyasi ve iktisadi ilişkiler hakkında yeni çözüm yolları sunuldu. Daha da önemlisi, o dönemde hiç kimse cahilliği yüzünden İslam’ı benimsemedi. O dönemde kim İslam dinini benimsediyse, Resulullah efendimizin -s- davetini kabul etmek, bireysel ve sosyal yaşamında büyük bir değişimin başlangıcı olacağı bilincindeydi. Nitekim bu değişim Müslümanların yaşamında tecelli ederek kapsamı bütün dünyaya yayıldı.

 

İslam Peygamberi -s- tüm benliği ile insanları hidayete ve kurtuluşa erdirme kaygısını taşıyordu. Allah Resulü’nün -s- bu özelliği ve İslam dinini yaygınlaştırma çabası ve yürek yakması, Allah teala Kehf suresinin 6. ayetinde bu konuyu hatırlatacak kadar fazlaydı:

Bu yeni Kitab'a inanmazlarsa (ve bu yüzden helâk olurlarsa) arkalarından üzüntüyle neredeyse kendini harap edeceksin.

Yüce Allah ayrıca Fatır suresinde peygamberini takdir ederek şöyle buyurmakta:

... O halde onlar için üzülerek kendini helak etme.

 

Allah Resulü -s- hatta mübarek hayatının son anlarında ve henüz hasta yatağındayken bile Müslümanların geleceğini ve İslam ümmetinin karşılaşabileceği zorlukları düşünerek üzülüyordu.

Allah Resulü -s- Medine’de o hazretin canına kıymak isteyen münafıkların o hazretin vefat etmesini beklediklerini görüyordu. Münafıklar şimdiden saltanat düzenini geçmeyi planlayarak Allah Resulü’nden -s- sonraki dönem için tehlikeli planlar kuruyordu.

İslam Peygamberi -s- hayatının son günlerinden birinde, bir gece sahabeden birinin eşliğinde Baki mezarlığına gitti ve İslam şehitleri ve diğer Müslümanlar için mağfiret dileğinde bulunduktan sonra beraberindeki sahabeye dönerek şöyle buyurdu:

Rabbim beni iki seçenekten birini seçmekte özgür bıraktı. Bunlardan biri alemin tüm hazineleri ve ebedi hayat ve diğeri Rabbimle buluşmaktı ve ben ikinci seçeneği seçtim

Bugün bu büyük insanın beşeri toplumun arasında bulunmasının üzerinden asırlar geçiyor, fakat ne zaman adı ve siyerinden söz edilecek olursa, insan karşısında yeni bir kapı açılıyor.

Evet, İslam Peygamberi -s- toprağa verildi ve İslam ümmeti o hazretten sonra engebeli yolları izledi ve çeşitli sınavları geride bıraktı, fakat zamanla İslam dininin hakkaniyeti aşikar oldu ve beşeri cami tarih sürecinde adım adım Allah Resulü’nün -s- tealiminde yeni yeni noktaları keşfetti. Bugün bütün alemde yankılayan ve yaşayan tek şey Muhammed’in -s- yüce ve ulu adı ve her geçen gün gönüllerde yer edinen İslam’ın hayat veren inancıdır.

Allah’ın selam ve salevatı son ilahi Resul Muhammed ve pak hanedanı üzerine olsun.

Bilindiği üzere bir rivayete göre İslam Peygamberi’nin -s- rihlet günü olan 28 Safer'dir ve o hazretin sevgili torunu İmam Hasan -s- da kameri 50 yılında aynı günde şehit düştü. Bu iki acı kaybın aynı güne denk gelmesi bir nevi Allah Resulü’nün -s- pak Ehl-i Beyt -s- fertlerini sevmeye yaptığı vurguyu hatırlatıyor. Allah Resulü -s- bu konuya sık sık vurgu yaparak şöyle buyurmuştur:

Ben kıyamet gününde hepinizin önünde olacağım ve siz Kevser havuza başında bana geleceksiniz. Bilin ki ben Sakaleyn hakkında size soracağım. O zaman benden sonra iki emanetime nasıl davrandığınızı düşünün, zira bilge Allah bana bu iki emanet, bana gelinceye dek birbirinden ayrılmayacağını buyurmuştur.

İmam Hasan -s- mübarek yaşamının sekiz yılını dedesi Allah Resulü’nün -s- sevgi ve şefkat dolu eteğinde geçirdi ve Resulullah efendimizin -s- nurani mahzarından ilahi hakikatleri ve sırları öğrendi. Bazen Allah Resulü’ne -s- vahiy indiğinde İmam Hasan -s- hazretin yanındaydı ve ilahi ayetleri dedesinin dilinden dinleyerek annesi Hz. Fatıma’ya -s- beyan ederdi. İmam Hasan’ın -s- Kur'an'ı Kerim ayetlerini ve hadisleri ezberleme gücü, birçok hadisi İslam Peygamberi’nden -s- doğrudan ve aracısız nakledecek kadar fazlaydı. Bu hadisler ise hadis kitaplarında yer almıştır.

Günlerden bir gün Hz. Ali -s- oğlu Hasan’ı -s- İslam Peygamberi’nin -s- huzuruna götürdü. Allah Resulü -s- buna çok sevindi ve torunu Hasan’ı -s- kucakladı ve kursağına basarak torununa yönelik duygusunu yüce Allah’a şöyle arz etti:

Ey yüce Rabbim, ben gerçekten onu seviyorum, o zaman kim onu severse, sen de onu sev.

 

Etiketler

Görüşler