Oct 28, 2019 07:20 Europe/Istanbul

Dünya Müslümanlarının sekizinci İmam’ı Hz. Rıza’nın -s- şehadet yıldönümünü idrak ediyoruz.

Evet, bu günlerde İran’ın kutsal Meşhed kentinde kutsal Rezevi külliye ziyaretçilerin ve külliyenin çevresinde yaşayan halkın akınına uğruyor. Kerbela ziyareti ve Erbain yürüyüşüne katılamayan bu insanlar hasretlerini mevlaları Hz. Ali bin Musa Rıza -s- türbesini ziyaret ederek gidermeye çalışıyor.

Bu aşık ve coşkulu kalabalık, İmam Rıza’nın -s- şehadet yıldönümünde o hazretin türbesini ziyaret ederek gözyaşları ile kalplerinin pasını silmeye ve bu kutsal mekanda ve kutsal türbede teselli bulmaya çalışıyor.

Gönüller mahzun, fakat İmam Rıza’yı -s- ziyaret etme şevki anlatılmaz derecede yüksek. Gerçi İmam Rıza’yı -s- ziyaret etmek, fukara haccı olarak biliniyor, fakat İmam Rıza -s- türbesi Kerbela ziyaretine nail olamayanların da uğrak yeri oluyor. Bu insanlar her ne sebeple olursa olsun Kerbela kafilesine katılamadıkları için arkadaşlarından dua talebinde bulunuyor ve kendilerine vekaleten Kerbela’yı ziyaret etmelerini istiyor. Ama bu hasret bir nevi teselli bulması ve boğazları sıkan düğüm bir yerde kırılması gerekiyor.

Evet, bu insanlar Kerbela’da iki harem arasındaki alana ayak basamayınca ve aşk yolunda ilerleyemeyince, tek umut nuru ve gönülleri aydınlatan şey, Hz. Ali bin Musa Rıza -s- oluyor ve rafet kralının türbesi tek sığınakları oluyor. Şimdi birçok ziyaretçi gönül bağı ile burada İmam Rıza -s- türbesinin çelik parmaklıklarına sarılarak göz yaşı döküyor ve mevlalarına kavuşma şevki ile inleyerek Hz. Zeyneb’in -s- çektiği musibetlere ağlıyor ve özellikle Kerbela’ya gidemedikleri için hasretle yanıp tutuşuyor. Kim bilir, belki de gelecek sene Kerbela ziyareti sevgilerin İmam’ı Hz. Rıza -s- tarafından onaylanır.

Hz. Rıza -s- 35 yaşında imamet makamına nail oldu. Babası İmam Kazım’ın -s- Basra ve Bağdat zindanlarında hapse atılması ve Ehli Beyt sevenleri ile irtibatı kesilmesi yüzünden İmam Rıza -s- babası İmam Kazım’la -s- halk arasında bağlantı halkasıydı.

İmam Rıza’nın -s- imamet yılları Abbasi halifelerden üç Halife, yani Harun, Emin ve Mamun’ın hilafet yıllarına denk geldi ve imametinin son beş yılı Abbasilerin en hilekar ve zeki halifesi yani Mamun’un hilafet yıllarına denk gelmişti. Mamun önce İmam Rıza’ya -s- hilafet önerisinde bulundu, ancak İmam -s- bu öneriyi reddedince bu kez mutlaka veliaht olmayı kabul etmek zorunda olduğunu belirtti.

Aslında Mamun İmam Rıza’ya -s- veliahtlik makamını önermekle çeşitli amaçların peşindeydi. Mamun kardeşi Emin’i öldürdüğü için başta Ehl-i Sünnet olmak üzere halk arasında makbuliyetini büyük ölçüde kaybetmişti, zira Ehl-i Sünnet şiddetle Emin’in taraftarıydı. Bu yüzden Mamun İmam Rıza’nın -s- kendi hakimiyetinde varlığından ve halk arasındaki konumundan yararlanarak kendisine meşruiyet satın almak istiyordu. Öte yandan Abbasi hanedanı da Emin’i öldüren Mamun’u pek benimsemiyordu. Bu yüzden Mamun onları tehdit etmek ve itaat etmeye zorlamak için İmam Rıza’yı -s- kendi cephesine katmak istiyordu.

İmam Rıza’nın -s- bu öneriye ilk tepkisi, Mamun’un hükümetinin merkezi olan Merv kentine gelmeyi reddetmekti, fakat Mamun’un adamları İmam’ı zorla Merv’e götürdüler. Ancak bu süreçte önemli olan nokta, veliahtlik makamını kabul etmek, İmam Rıza’nın -s- o dönemde İslami topluma kazandırdığı bir getiriydi. İmam Rıza -s- veliaht olarak atanmasından Ehl-i Beyt’in -s- haklarını açıklama ve Allah Resulü’nün -s- dinini ihya etme uğrunda yararlandı.

O dönemde İran ve İslam dünyasının doğusunda yer alan bölgelerde seyrek sayıda insan önceki imamların vekillerinin aracılığı ile veya doğrudan Şia mezhebine yönelmişti ve bu yüzden halkın büyük bir bölümü İmam Rıza -s- hakkında yeteri kadar bilgileri yoktu. Bu yüzden İmam Rıza -s- veliaht olunca, Ehl-i Beyt -s- dostları büyük moral kazandı ve üzerlerindeki baskı hafifledi ve İmam Rıza -s- bereketi ile İslam Peygamberi’nin -s- Ehl-i Beyt’inden -s- iyilik ve azametle söz edilmeye başladı ve Ehl-i Beyt -s- fertlerinin faziletlerinden haberi olmayan insanlar da bu büyük insanların faziletlerinden haberdar olmaya başladı.

Bundan başka, Mamun İmam Rıza’nın -s- ilmi boyutunu etkilemek amacıyla o hazreti başka dinlerin ve mezheplerin mensupları ile tartışma celselerine davet ediyordu, fakat bu celseler İmam Rıza’nın -s- muazzam ilmini ve makamını daha da belirgin hale getiriyor ve çeşitli dinlerin ve mezheplerin alimleri o hazretin sonsuz ilmi ve dini kaynakların üzerindeki hakimiyetini anlıyordu.

İmam Rıza’nın -s- zulmün kökleri ile gizli ve güdümlü mücadelesi çok etkiliydi ve böylece İslam Peygamberi’nin -s- pak Ehl-i Beyt’ine yönelik kara propagandanın ardından şimdi mazlum ve masum imamların manevi faziletleri ve dereceleri daha belirgin hale geldi ve toplum Ehl-i Beyt -s- fertlerini ve özellikle İmam Rıza’yı -s- takdir etmeye başladı.

Ancak şom hedeflerine ulaşamayan ve İmam Rıza’ya -s- görecede yakınlaşmak ve o hazreti veliaht yapmaktan hiç bir çıkar sağlayamayan Halife Mamun hilafetini korumak için Resulullah efendimizin -s- pak torununu şehit etmekten kaçınmadı.

İmam Rıza -s- ecdadı gibi zulümle mücadele yolunda şehit düştü, fakat asla Mamun’un despot ve zalimane iktidarına destek verme ve iş birliği yapma zilletine boyun eğmedi. İran milleti bu denli büyük bir şahsiyete ev sahipliği yapmaktan onur duyuyor ve her gün o hazretin bereket ve rahmetinden yararlanıyor.

İmam Rıza -s- ilmi ve ahlaki faziletlerden yararlanıyordu. O hazret ilahi ilmin dipsiz denizinden yararlanmış ve Muhammedi ahlaka bürünmüş bir İmam’dı. İmam Rıza -s- her zaman toplumun tüm kesimlerinin haklarına vurgu yapıyordu.

İmamiye’nın güvenilir ve ünlü ravilerinden ve İmam Rıza -s-, İmam Cevad -s-, İmam Hadi -s- ve İmam Hasan Asgeri’nin yakın arkadaşlarından biri olan Süleyman bin Cafer Ebu Haşim Caferi şöyle anlatıyor:

Bir gün bazı işler için İmam Rıza’nın -s- huzurundaydım. İşim bitince ayrılmak istedim, ancak İmam şöyle buyurdu: Bu gece bizde kal. Ardından İmam’la birlikte evine gittim. Güneş batmak üzereydi ve hazretin hizmetçileri inşaatla meşguldü. İmam onların arasında bir yabancıyı farketti ve kim olduğunu sordu. Hizmetçiler şöyle dedi: o bir işçi, bize yardımcı oluyor, biz de ona bir şeyler vereceğiz. İmam, acaba işe başlamadan önce maaşını belirlediniz mi, diye sordu. Hizmetçiler ise, hayır, ne verirsek kabul ediyor, diye karşılık verdi. Bunun üzerine İmam çok rahatsız oldu ve şöyle buyurdu: Ben bunlara defalarca tembih etmişim, hiç kimseyi işe başlamadan önce maaşını belirlemeden getirmeyin diye. Zira anlaşmasız ve maaşı belli etmeden önce çalışan biri hatta maaşının üç katını verirseniz, yine de ona az ödendiğini zanneder. Fakat onunla belli bir maaş üzerine anlaşırsan ve onu ödersen, velev ki meblağ az olsun senden razı olur, zira anlaşmasına göre maaşını almıştır ve eğer anlaştığın meblağdan daha fazla ödersen bunu anlar ve teşekkür eder.

Ailenin geçimini karşılamak üzere çaba harcamak, mümin insanlar için sayılan en önemli fazilet ve iyiliklerden biridir. İslam tealimine göre geçimini sağlamak, Allah yolunda cihat etmekle eşdeğerdedir ve bu uğurda hayatını kaybeden insan yüce Allah katında şehit sayılır. Buna göre işçinin döktüğü ter, Allah yolunda ve hak cephesinde dökülen şehit kanı ile aynı değerdedir.

İmam Rıza -s- emekçi işçilerin mükafatını şöyle anlatıyor:

Gerçekten, kim rızkını arttırmaya çalışarak onunla ailesini geçindirecek olursa, mükafatı Allah yolunda cihat edenlerden fazladır.

Gerçekte İmam Rıza’nın -s- bu ilahi tavsiyesi her türlü şartların altında geçerlidir ve günümüz dünyasının da gereksinimlerinden biri sayılır. Toplumun tüm kesimlerinin insan haklarını gözetlemek, İslami toplumda sosyal ve dini yapıcı teamülde bulunmanın en önemli etkeni sayılır. Bir işçiyi işe alan her işveren her şeyden önce işe aldığı işçinin insan haklarını gözetlemelidir ve bunun en temel erkanı da işçinin hakkını tam olarak ödemektir.

İslam dini, insani kerameti koruma dinidir. Bu yüzden İmam Rıza -s- adalettalep olan İslam dini hakkında şöyle diyor:

Eğer insanlar bizim sözlerimizin güzelliğini duyarsa bu inanca yönelir.

Buna göre işçilerin hürmetini korumak hepimize vaciptir ve unutmayalım işçilere saygı göstermek aslında, helal rızık için çaba harcayan Allah’ın kullarına saygı göstermektir.

Bir kez daha İmam Rıza’nın -s- şehadet yıldönümü dolaysıyla taziyelerimizi sunarken, sözü merhum Şeyh Seduk’un İmam Rıza -s- hakkında yazdığı kitapta o hazretten bir hadisle noktalamak istiyoruz.

İmam Rıza -s- şöyle buyuruyor:

Kim beni yolun uzaklığına rağmen ziyaret eder ve uzak yoldan beni ziyarete gelirse, kıyamet gününde üç vakfede ona yardımcı olup o anların sıkıntılarından kurtarırım: Birinci vakfe, amel mektupları sağ veya sol ele verildiğinde, ikincisi sırat köprüsünden geçerken ve üçüncüsü amellerinin hesabı yapılırken.012

Görüşler