Kasım 15, 2019 17:24 Europe/Istanbul

Batı Asya ve onun ardından tüm İslam ülkelerinde tefrika ve ihtilaf oluşturma öncelikle habis İngiltere tarafından gündeme geldi. Onlar " tefrika yarat , iktidar ol" sloganı ile islam ülkelerinde şom siyasetlerini uygulamaya başladılar.

Vahdet Haftası şii ve ehli sünnet müslümanları arasında bir tür küresel istikbar ile mücadelenin sembolüdür. Bu istikbar bütün mali ve medya gücüyle islam ümmetinin vahdet ve birlikteliğinin karşısında durmuş ve müslümanlar arasında ihtilaf yaratma yönünde tüm çabalarını sarf ediyor. Küresel istikbar bu işi iki yöntemle ilerletiyor: Birisi islami mezhepleri özellikle şii ve sünnü müslümanlar arasında ihtilaf yaratmak, ikinci aşamada ise islam ve müslümanlara karşı küresel bir fobiyi oluşturmaya çalışması. Onların hedefi islam ülkelerinin zengin doğal ve yer altı kaynaklarını yağmalamak, islam dini, Allah Resulü ve Kur'anı kerimin zulüm karşıtı nidasının yayılmasını önlemektir.

Bat Asya ve ardından tüm islam ülkelerinde tefrika ve ihtilaf oluşturma öncelikle habis İngiltere tarafından gündeme geldi. Onlar " tefrika yarat , iktidar ol" sloganı ile islam ülkelerinde şom siyasetlerini uygulamaya yöneldiler ve tüm bu siyasetler Büyük Britanya'nın çıkarları doğrultusundaydı. Şimdi bu siyasetler Amerika, Siyonist rejim , İngiltere ve müttefik ülkeler tarafından uygulanıyor. 

Tarih sayfaları gözden geçirildiğinde İngiltere'nin kirli siyasetlerinin müslümanlara ne acılar verdiğini görürüz. İslam inkılabı rehberi Ayetullah Hamanei bu konuda şöyle diyor: " İngilizler bizim bölgede her zaman milletler için şer ve sefalet kaynağı olmuşlar. Bunların bölge halkının yaşamına indirdikleri darbelerin dünyada benzerine çok az rastlanır. Hint yarım adasında - ki bugünler Hindistan, Bangladeş ve Pakistan'ı kapsıyor-öyle darbe indirip halkı baskı altına aldılar.Afganistan'da bir tür, İran'da bir tür, Irak'ta başka türlü ve nihayetinde Filistin'da de o meşum ve habis hareketi yaptılar ve müslümanları ve aslında bir milleti avare ettiler. Kaç bin yıl önce tarihte kaydedilen Filistin adlı bir ülke İngilizlerin siyasetleri neticesinde mahvoldu. Bu bölgede iki yüzyıl önceden bu yana yaklaşık miladi 1800 yılından bu yana İngilizlerin yaptıkları şer, fesat ve tehditten başka bir şey değildi."

İngiliz sömürgeciliği müslümanlar arasında tefrikayı yaymada ve islamofobide uzun bir geçmişi vardır. Onlar öncelikle aşiretçiliği genişleterek müslümanların vahdet safını bozdu, ardından ırkçı ve mezhebi ayrımcılığı artırarak ihtilaf ateşini alevlendirdiler. İngilizler bu yolda bazı müslümanları aldatmakla, müslümanların birlik saflarına nüfuz edip şom siyasetlerini uygulamaya yöneldiler. Bu meselenin örneğini Irak'ta 1920 devriminde gördük. Britanya bu zengin ülkeyi işgal etmeye kalktığında bu sömürgeci ülke  şii ve sünni müslümanların ittihadı ve direnişi ile karşılaştı. O dönemde İngiltere'den Irak'a gönderilen danışman Mess Bill'in mektuplarında onun müslümanların birliğinden duyduğu korkuyu iyice anlıyoruz. O kendi babasına yazdığı bir mektupta şunları söylüyor: " Şiddetli bir kargaşaya maruz kalıp endişe duymaktayız, Aşırı gruplar mücadelede zor bir yöntemi benimsemiştir: İşte bu yöntem şii ve sünni arasındaki vahdettir. Yani islam ümmeti arasındaki birlik.Onlar bu meseleyi en kötü şekilde suistimal ediyorlar.Ramazan ayı etkinlikleri bazen ehli sünnet bazen de şii müslmanların camisinde düzenleniyor.Bu merasimlerde her iki mezhepten de müslümanlar katılıyor.Buralarda dini siyasetle ilgilendiren şiirler ve hutbeler okunuyor. Tüm bu etkinlikler kafirlerle düşmanlık ekseni üzerinde düzenleniyor." Mess Bill'in o dönemde Irak'ta şii ve ehli sünnet müslümanları arasındaki vahdetten duyduğu endişe gerçek bir kaygıydı. Çünkü o 1920 devriminin durumunu anlayarak halk kitlesini bu devrimin temeli olarak görüyordu. Evet, müslümanlar arasında her yerde derin birlik oluşmuşsa orada İngiltere'nin tefrikacı izini görürüz.

Şimdi Amerika,siyonist Rejim, İngiltere ve müttefikleri ele başlığındaki küresel istikbar 'tefrika oluştur, iktidar ol' siyasetine devam ediyorlar. Onlar islam ülkelerinde kendi maşaları vasıtasıyla sorunlar oluşturarak Batı Asya ve diğer islam ülkelerinde bir çok sömürgeci hedefleri peşinden gidiyorlar. Bu ülkeler vahabiyet gibi sapık fırkaları oluşturup El kaide, Taliban ve IŞİD gibi tehlikeli ve cani terör örgütlerini kurarak islamofobiyi dünyada yaygınlaştırıp müslümanlara terörist diyorlar. Amerika, İsrail ve müttefikleri tarafından böylesi azmış davranışların baş göstermesi, onların ne kadar İslam dinini kurtarıcı öğretilerinin yayılmasından kaygılandıklarını ve müslümanlar arasındaki ittihaddan korktuklarını gösteriyor.

Düşmanların üzerinde bir çok para harcadığı ve masraflı işlerinden biri şii ve sünni kalıbında uydu kanalları açmaktır. Bu kanalların hedefi ehli sünnet ile şii müslümanlar arasında tefrika ateşini alevlendirmektir. Ayetullah Hamanei bu iki akımı İngiliz şiası ile Amerika sünnisi olarak adlandırmıştır. Faaliyet merkezleri habis İngiltere'de bulunan sözde şii kanallar iki mezhep arasındaki ihtilaflar üzerine dayanarak  ehli sünnet müslümanlarının büyük önde gelen şahsiyetlerine terbiyesiz ve saygısız davranıyorlar. İslam inkılabı rehberi bu sahte kanalların faaliyeti hakkında şöyle buyuruyor:" Biz propaganda merkezi Londra olan bir şiiliği kabul etmiyoruz. Bu şiilik ehli beytin-as- yaydığı ve istediği şiilik değildir. islam düşmanlarının bulunması için yolu hazırlama üzerinde kurulan şiilik, şiilik değildir sapıklıktır." Ayetullah Hamani bir başka beyanatında şöyle buyuruyor:"İngiltere şiisi ile Amerikan sünnisi makasın iki kenarı gibidir. Müslümanları öldürmeye ve ihtilaf ateşini alevlendirmeye çalışıyorlar."

İran'ın müslüman düşünür ve akademisyen Rahim Purezgedi islam inkılabı Rehberi'nin beyanatıyla ilgili olarak şöyle diyor: " İngiltere'de cereyan eden şiicilik İmam Hüseyin'i -as- Aşura gününde yalnız bırakan düşüncedir. İmam Hüseyin'e -as-  görünürde müslüman olanların 'savaş  doğru olmaz' diyenlerin sözüdür  ki 100 bin kişilik nüfustan sadece 70 kişi imam ile düşmana karşı  birleştiler. Şimdi de aynı düşünce tarzı İngiltere tarafından propaganda ediliyor.Öyle bir müslüman ki kişisel ibadetleriyle yetiniyor ve zulüm karşıtı ruha sahip değildir."

Üstad Purezgedi'nin bakışında İmam Hüseyin'i-as- gören ancak cihat, şehadet, esaret ve emri bil maruf ve nehyi anil münker  ehli olmayanlar Londra şiisi ile Amerikan sünnileridir. Bunların İslam ahkamından anladıkları sadece necâset ile tahâret hükümleridir ve sorunsuz bir islama inanıyorlar. Onlar dünya lezzetleri peşinden koşan ve kolay bir hayat benimseyenlerdir. Böyle şiicilik çok kolaydır ancak gerçek ve hakiki şiilik böyle değil nitekim ehli beyt'in -as- yaşamında hiç bir zaman kolaylık olmamıştır.

Bu akademisyene göre masum imamlar eğer siyasi olmasalardı bunlardan bir kişi doğal ölümle ölmesi gerekirdi. Ancak bu masum insanlar ya savaşta öldürülmüşler, ya ibadet mihrabında, veya zehirlenerek şehit edilmişler. Bu yüce insanlar dönemin zalimleri karşısında dik durdukları için hapse atılıp işkence görerek şehadete ermişler.

Şimdilerde ise küresel istikbar şom hedeflerine varmak için tüm çabalarını islam ümmeti karşısında sarf ediyorlar.Şii ve ehli sünnet müslümanları arasında tekfirci ve selefi düşünceleri ile ihtilaf oluşturmaya çalışan Amerika, İngiltere, siyonistler , siyonist lobileri, Suudi Arabistan rejimi ve vahhabiler  islam dünyasını hedef almışlardır. Müslümanların vahdet ve birlikteliği onlar için bir ölümcül zehir gibidir ve tüm çabalarını hezimete uğratabilir. Bu arada müslümanların vahdeti özellikle islam dünyasının bilgin ve alimleri arasında yapıcı teamüller, vahdetin oluşumunda bir hayli önem arz ediyor ve sonuçta da düşmanların komplolarını deşifre edecektir. İşte bu nedenden dolayıdır ki Ayetullah Hamanei şöyle buyurur:" biz vahdet sloganı attığımızda iki konu bizim dikkatimizden kaçmamalı; birisi her zaman müslümanlara zarar veren yüzyıllarca devam eden çelişkilerin ,tüm ihtilaf ve tezatların farklı mezhepler ve fikri akımlar arasından kaldırılması. ikincisi ise vahdetin islam hakimiyeti yönünde hizmet etmesidir.  aksi halde anlamsız ve içi boş olacaktır."

Etiketler