Şubat 14, 2020 20:45 Europe/Istanbul

Eğer yüce Allah Kur'an'ı Kerim’in Al-i İmran suresinin 42. ayetinde Hz. Meryem’i yaşadığı çağın en üstün kadını olarak tanıtıyorsa, Hz. Fatıma -s- kendisinden hiç bir zaman hiç bir yanlış söz duyulmayan Allah Resulü’nün -s- buyurduğu üzere varlık aleminin tüm devranlarının en üstün kadınıdır.

20 Cemadiüssani seher vakti Arş’tan Mekke’ye sepet sepet nur ve rahmet gelmeye başladı. Cuma ve bayram günü olan bu mübarek günde İslam Peygamberi Hz. Muhammed -s- ve eşi Hz. Hatice nübüvvet ağacının meyvesini kucaklamak için büyük bir sevinçle bekliyorlar. Bir anda sanki Resulullah efendimizin -s- evi cennete dönüşüyor ve yer onun adımlarının onuru ile gök sakinleriyle onur duyuyor.

Evet, Muhammed -s- nurunun en parlayan nuru doğmuştu. Allah Resulü -s- mutlu ve sabırsızlıkla bebeği kucağına aldı, alnını öptü ve Fatıma’nın -s- sakin ve ihtişamlı yüzüne baktı. Bebeğin nur dolu bakışı Resulullah efendimizin  -s- kalbini sevinç ve mutlulukla doldurdu.

Hz. Fatıma’nın -s- dünyaya gelmesi ile beraber sanki Allah teala peygamberine varlığın tüm hazinelerini bağışlamış gibi oldu ve gerçekten de Kur'an'ı Kerim’in buyurduğu üzere Fatıma -s- Allah Resulü -s- için Kevser, bol hayır pınarı oldu. Allah teala en güzel kelamında peygamberine şöyle buyurdu: (Resûlum!) Kuşkusuz biz sana Kevser'i verdik. Şimdi sen Rabbine kulluk et ve kurban kes.

Bu kısa ayetler İslam Peygamberi -s- için büyük müjde gibiydi, zira hazret tüm benliği ile ilahi vaatlere inanıyordu. Fatıma -s- alemdeki tüm kadınların efendisi olmak için gelmişti ve onun soyundan tevhit inancı, ahlak ve insaniyeti korumak üzere kıyam edecek hakiki bayraktarlar gelecekti.

Selam olsun Hz. Fatıma’ya -s-, alemin en üstün kadınına. Selam olsun İslam Peygamberi’nin -s- gözünde en gözde ve en sevilen kadına. Selam olsun yücelen insanın en somut mısdakı olan Hz. Fatıma’ya -s-.

Tarih boyunca her zaman iman, ihlas, kulluk ve paklığı ile dünyayı bezeyen ve hidayet meşalesini elinde tutan insanlar olmuştur. Bu arada sadece ilahi enbiya ve evliyalar değil, aynı zamanda mülk ve melekutu da manevi varlıkları ile aydınlanan pak ve necip kadınlar da söz konusudur. Bu pak kadınlara Firavun’un eşi Asye, İmran kızı Meryem, İslam Peygamberi’nin -s- eşi Hatice ve sevgili kızı Hz. Fatıma’yı örnek vermek mümkün.Hz. Meryem’in annesi Hanne mümin ve pak bir kadındı ve imanı ve inancı hak tealaya huzu içinde yaptığı şu duada ve adakta tecelli ediyor:

İmrân'ın karısı şöyle demişti: "Rabbim! Karnımdakini azatlı bir kul olarak sırf sana adadım. Adağımı kabul buyur. Şüphesiz (niyazımı) hakkıyla işiten ve (niyetimi) bilen sensin."

Hanne bebeği doğduktan sonra ona takvalı kadın anlamına gelen Meryem adını koydu ve onu ve zürriyetini kovulan şeytanın şerrinden ilahi güvenli kata emanet etti. Hanne kızını Beytulmukaddes’te ibadet ve hizmet etmek üzere azat edeceği yönünde adağını yerine getirmek için onu Hz. Zekeriyya’ya emanet etti ve böylece onun ilahi gözetiminde Allah’ın evinde hizmet etmek gibi kutsal bir işle meşgul olmasını istedi.

Yüce Allah da Al-i İmran süresinin 37. ayetinde bu annenin adağının kabul edildiğini haber vererek şöyle buyurdu:

Rabbi Meryem'e hüsnü kabul gösterdi; onu güzel bir bitki gibi yetiştirdi.

Hz. Hatice de Fatıma’ya gebe olduğu sıralarda Meryem’in annesi gibi adakta bulundu ve şöyle dedi: Ey yüce Rabbim, ben karnımda taşıdığım bu bebeği senin uğrunda Muharrir ettim, şöyle ki onu büyüdükten sonra ömrünün sonuna kadar cami ve dinin hizmetinde ve camide ibadet edenlerden olmak üzere azat ettim.

O sırada Hz. Cebrail yüce Allah tarafından İslam Peygamberi’ne -s- nazil oldu ve şöyle arz etti: Hatice’ye söyle, Allah şöyle buyurdu: Mülkiyetten önce azat etmek reva değil. Bu seçkin evladımı bana bırak. O benim kulum ve imamların anasıdır ve ben onu ateş azabından azat ettim.

Hz. Fatıma -s- tarih boyunca pak ve kutsal kadınların hareketinden beşeriyete en güzel örneği sunuyor ve gerçekte Fatıma -s- mükemmel insanın en güzel örneğidir. Eğer yüce Allah Kur'an'ı Kerim’in Al-i İmran suresinin 42. ayetinde Hz. Meryem’i yaşadığı çağın en üstün kadını olarak tanıtıyorsa, Hz. Fatıma -s- kendisinden hiç bir zaman hiç bir yanlış söz duyulmayan Allah Resulü’nün -s- buyurduğu üzere varlık aleminin tüm devranlarının en üstün kadınıdır.

İslam Peygamberi -s- Hz. Meryem’le Hz. Fatıma’yı -s- mukayese ederken şöyle buyurur:

Meryem yaşadığı çağın kadınlarının efendisiydi, ancak Fatıma alemlerin başından sonuna kadar, tüm devranların kadınlarının efendisidir ve mihrabında ibadete durduğunda ilahi katın melekleri ona selam ederek şöyle derler: Ey Fatıma, Rabbimiz seni seçkin ve pak yaptı ve seni alem kadınlarından üstün kıldı.

Hz. Fatıma’nın -s- lakaplarından biri Muhaddise’dir. Bu lakabın sebebi, meleklerin gökten inerek o hazretle Hz. Meryem gibi konuşmalarıydı. İmam Cafer Sadık -s- şöyle buyuruyor:

İslam Peygamberi’nin -s- yürekleri yakan rihletinin ardından bu acı Hz. Fatıma’nın -s- kalbini yakıyordu. Bu yüzden Hz. Cebrail art arda onun huzuruna çıkarak ona babasının yası dolaysıyla taziyelerini sunuyor ve Resulullah’ın -s- ilahi katta şanı ve makamından ve yine rihletinden sonra zürriyetinin başından geçecek hadiselerden haber veriyordu.

İmam Ali -s- da Hz. Cebrail’in rapor ettiği ve Hz. Fatıma’ya -s- anlattığı her şeyi yazıyordu ve böylece Mushaf-ı Fatıma adı ile ün yapan bir kitap ortaya çıktı. Bu kitap İslam Peygamberi’nin -s- pak Ehl-i Beyt’nin -s- masum fertlerine verildi ve başkalarından saklı tutuldu ve Hz. Mehdi -s- zuhur edeceği güne dek de o hazretin yanında saklı tutulacak.

İmam Humeyni -ks- Hz. Fatıma’nın -s- vahiy meleği ile temasları hakkında şöyle diyor: İslam Peygamberi’nin -s- rihletinden sonra 75 gün boyunca Hz. Cebrail’in Hz. Fatıma -s- ile görüşmesi çok fazlaydı. Bence Hz. Cebrail birinci dereceden büyük enbiyanın dışında hiç kimseye bu kadar nazil olmadı ve Resulullah’a -s- nazil olan vahiyleri yazan Hz. Ali -s- onları yazdı. Gerçi ahkam getirme anlamında vahiy, Allah Resulü’nün -s- vefat etmesinden sonra sona erdi, fakat Hz. Cebrail’in birine nazil olması basit bir mesele değildir. Zannedilmesin ki Hz. Cebrail herkese nazil olur veya olabilir. Hz. Cebrail’in birine nazil olması için onun ruhu ile ruh-i azam olan Hz. Cebrail makamı arasında bir denge olmalıdır. Ben hatta masum imamlara nazil olduğunu duymadım. Ben bu şerefi ve fazileti Hz. Fatıma -s- için zikredilen ve her biri büyük şeref ve fazilet olan diğer faziletlerinden daha üstün biliyorum.

Gerçekten de İslam Peygamberi -s- ne güzel buyurmuş: Fatıma benim bir parçamdır; yani sadece teni değil, o hazretin ruhu ve özelliklerinin de bir parçasıdır; nitekim Hz. Meryem de Hz. İsa’nın bir parçasıdır ve bu yüzden Hz. Cebrail ona nazil olmuştur, oysa Hz. Meryem peygamber değildi.

Kur'an'ı Kerim Al-i İmran suresinin 45.ayetinde şöyle buyurmakta:

Melekler demişlerdi ki: Ey Meryem! Allah sana kendisinden bir Kelime'yi müjdeliyor. Adı Meryem oğlu İsa'dır. Mesîh'tir; dünyada da, ahirette de itibarlı ve Allah'ın kendisine yakın kıldıklarındandır.

Yine aynı surenin 42.ayetinde şöyle buyurmakta:

Hani melekler demişlerdi: Ey Meryem! Allah seni seçti; seni tertemiz yarattı ve seni bütün dünya kadınlarına tercih etti.

Dolaysıyla şanı ve makamı Hz. Meryem’den çok daha şerefli olan Hz. Fatıma’ya -s- meleklerin nazil oluşu kesin bir gerçektir, zira Hz. Meryem yaşadığı çağın kadınlarının efendisiydi, ancak Hz. Fatıma -s- tüm asırların tüm kadınlarının efendisidir.

Hz. Meryem dokuz yaşına geldiğinde kendisini yıllık oruçlara ve gece ibadetlerine hazırladı ve İmam Bakır’ın -s- anlattığına göre namaza durduğunda yüzünün nuru mihrabı aydınlatırdı. Kur'an'ı Kerim de Hz. Meryem’i Allah’a itaat eden kulu olarak tanıtıyor.

Öte yandan Hz. Fatıma’nın -s- da kısa ömrü boyunca namaz, dua ve ibadeti ve ibadeti hiç aksatmaması da herkesçe bilinen bir gerçektir. Hz. Fatıma -s- sırf İslam Peygamberi’nin -s- kızı olduğu için değil, ona itaat etmek üzere büyük çaba harcaması ve ihlaslı kulluğu ile Allah tealaya itaat etme makamına nail oldu. Hz. Fatıma -s- Allah’a kulluk etmekten başka hiç bir şey istemiyordu. Nitekim günlerden bir gün Allah Resulü -s- kızına şöyle buyurdu: Kızım, Allah’tan bir şey iste, Cebrail Allah tarafından isteğin kabul edeceğini söyledi. Fatıma -s- şöyle arz etti: Allah’a kulluk etmekte tevfikten başka hacetim yok.

Ehl-i Sünnet’e göre ibadet ve takvada ün yapan Hasan Basri ise Hz. Fatıma’nın -s- hakkında şöyle diyor: İslam Peygamberi’nin -s- kızı Fatıma o kadar ibadet etti ve ibadet mihrabında ayakta durdu ki, bacakları ibadet mihrabında durmaktan şişti.

Ancak Hz. Fatıma’nın -s- bu özelliğini ortaya koyan en somut örnek, düğün gecesinde yaşanan maceradır. İmam Ali -s- şöyle anlatıyor:

Düğün gecesi Fatıma’yı kaygılı gördüm. Sebebini sordum. Fatıma şöyle karşılık verdi: Aliciğim, düşünüyordum, kendi halimi düşünüyordum, birden kabir ve kendi sonumu hatırladım. Ben baba evinden sizin evinize geldim ve bir gün de bu evden kabir evi ve kıyamete doğru kanatlanacağım. O zaman gel Allah rızası için namaza duralım ve birlikte bu gece Allah’a ibadet edelim.

Evet, Hz. Fatıma -s- Allah kulluk yolunda sıddiklerin makamına nail olmuştu. Sıddik, düşündüğünü ve söylediğini sadakatle ameline yansıtan insandır. Hz. Fatıma -s- ise en sıddik kadındır.

Hz. Fatıma’nın -s- kutlu veladet yıldönümünde bir kez  daha bu mübarek günü kutluyor ve o mukaddes kadını selamlıyoruz; zira Allah Resulü -s- sevgili kızı Hz. Fatıma’ya -s- şöyle buyurdu:

Kızım, kim sana selam gönderirse, Allah onu bağışlar ve cennette ben nerede olursam onu benim yanıma gönderir.012

Görüşler