Mayıs 15, 2020 08:45 Europe/Istanbul

Bugün Emir el-Mü'minin  Hz. Ali'nin -as- şehadet yıldönümüdür.

Günün birinde Resulullah -saa- mübarek Ramazan ayının faziletleri ve üstünlüğü hakkında konuşuyordu. O sırada hz. Ali ayağa kalkarak o hazretten, "Ey Resulullah -saa- bu ayda en iyi ameller nelerdir" diye sorar. Allah resulü -saa- şöyle buyurur: "Takva ve haramlardan uzak kalmak." Ardından ağlamaya başlar. Emir el-Mu'minin hz. Ali -as- Resulullah'ın ağlama sebebini sorunca şöyle buyurur: Ey Ali! Benim ağlama sebebim bu ayda sana yapılan haksızlık ve zulüm yüzündendir. Seni namaz kılarken görür gibiyim ve geçmişlerin ve geleceklerin en bedbaht olanı, Semud kavminin devesini öldürenin kardeşi, başına kılıçla bir darbe vuruyor ve sakalın bu darbe nedeni ile boyanıyor.

İmam Ali -as- "Acaba o sırada benim dinim sağlam mıdır?" sorunca Resul-i Ekrem -saa- şöyle karşılık verir: Evet, o sırada da senin dinin sağlam kalacaktır.

Böylece hz. Ali -as- büyük bir mutluluk duyar.

Hicretin 40. yılı Ramazan ayının 19. Günü, insanlık Resulullah'ın ardından kulluğun doruğunda olan bir insanın mazlumiyetine şahit oldu. O gün İbn-i Mülcem Muradi hz. Ali'yi -as- zehirli kılıç darbesi ile başından yaraladı. Öyle ki 3 gün sonra yani 21 Ramazan gününde insanlık dünyasının bu büyük adamı şehit oldu.

İbn-i Mülcem Muradi şöyle anlatıyor:

Sabahleyin Ali camiye girdi ve Allah ile raz-u niyazın ardından caminin çatısına çıktı ve yüksek sesle ezan okudu, ardından aşağı inerek sevgi dolu sesi ile beni namaz için uyandırdı. Ardından mihrapta namaza durdu. Çok ağır ve zor anlardı. Ali secdeden başını kaldırır kaldırmaz kılıcımı tüm gücümle başının üstüne vurdum, tam da Hendek savaşında Amr bin Abdoved'in başına darbe indirdiği yere. Bu darbe secde ettiği yere kadar başını yardı ve kan oluk oluk aktı, fakat Ali şöyle dedi: Andolsun Kâbe'nin Rabbine, kurtuldum.

 

Tüm tarihçiler hz. Ali -as- kendi ibadet mihrabında kendi adaletinin kurbanı olduğu kanaatindeler. O,  yeni güçlenmeye başlayan İslam fidanını korumak için 25 yıllık sessizliği ardından sosyal adalet ilkelerine dayanarak ve yoğun şekilde adalet yanlısı olması nedeni ile hükümeti kabullenmekten başka çaresi yoktu ve bu yüzden bu sorumluluğu kendisine dayattı.

Hz. Ali açısından adalet, tüm İslami değerlerin başında yer alıyor ve siyasetin en önemli rüknüdür. İslam'ın geniş dünyasının hükümeti eline aldığı ilk gün açık ve samimi şekilde siyasetini şöyle açıkladı: hükümetten benim hedefim dini ihya etmek ve toplumda gıst ve adaleti kurmaktır. Benim yöntemim Resulullah'ın siyeri olacak ve bu konuda hiç kimseyle uzlaşmam.

Hz. Ali -as- İslami hükümeti kurduğunda çeşitli sapmalarla savaştı, yoksullara özen gösterdi ve mazlumların hakkını aldı, beytülmali adil şekilde dağıttı. O hazret Nehculbelaga'nın 104. hutbesinde şöyle buyuruyor:

Kendi üzerime yemin ederim ki hakka karşı olanlar ve sapkınlığa batanlarla savaşta bir an bile tereddüt etmeyeceğim … Andolsun Allah'a, batılın böğrünü deşeceğim de oradan gerçeği çıkaracağım.

Emir el-Mu'minin hz. Ali -as- İslam’ın yayılmasında rolü olanların pay alma isteklerine olumlu cevap vermezken üstelik onlar ve sıradan insanlar arasında hiçbir fark gözetmeyerek beytülmali eşit olarak herkese dağıtırdı. O hazret Şöyle buyururdu:

Ey insanlar! Ben sizlerden biriyim. Benim çıkarım sizin çıkarınız, zararım ise sizin zararınızdır. Ben sizi peygamberinizin yoluna ve yöntemine götürüyorum ve aranızda görevli olduğum emri yerine getiriyorum. Bilin eğer biri bir arsayı başkasına yurtluk verdiyse, Allah malından bağışlanan her mal beytülmale geri dönecektir… zira şüphesiz adalette aydınlık vardır. 

Düşünürler hz. Ali’nin sosyal adaletinin iki açıdan eşsiz olduğunu savunuyorlar. Birincisi onun açısından sosyal adaletin imanı ile eşit ve örtüşen seviyede olmasıdır. İkincisi ise bu görüşü pratiğe döken ender düşünürlerden biri olması ve bir hükümet ve çok uluslu geniş bir toplumun başkanı olarak sosyal adalet görüşlerini İslam çerçevesinde gerçekleştirmesidir.

Kardeşi Akil beytülmalden kendisine düşenden biraz daha fazla isteyince, eline kor bir ateş koyarak beytülmale el uzatmanın sonuçlarını hatırlattı. O hazret güvendiği yarenlerinden Ebu al-Esvad el-Du’Ali’yi kadı olarak atadı fakat aynı gün onu bu görevden azletti. Ebu al-Esvad büyük bir üzüntü ile İmam’ın yanına giderek, “ya Emir el-Mu'minin! Neden beni kadılıktan aldın? Ben ne ihanet ettim ve ne de ihanetle suçlandım!” deyince İmam şöyle buyurdu: Haklısın doğru söylüyorsun ve görevini yerine getirirken emanet şartına uydun. Fakat bana anlatılanlara göre suçlu ve şikayetçi yanına geldiğinde onlarla daha yüksek sesle konuşuyormuşsun! Böylece hak sahipleri rahatlıkla konuşarak kendilerini savunamazlar.”diye buyurdu.

Günümüzde İmam Ali’nin -as- Malik Eşter’e yazdığı mektup, tarih boyunca adalet kaynağı ve adaletin en iyi belgesi olarak bir çok şahsiyet ve uluslararası kurum tarafından dikkate alınmıştır. Bu mektup defalarca bilge ve düşünce sahipleri tarafından değerlendirilmiş ve BM’in en seçkin sosyal ve siyasi uzmanlarını hayrete düşürmüştür.

Hal böyle iken Allah’ın velisi, bu adalet bilgini ve hak talep insan neden kin kılıcı ile şehit edildi?

Gerçi Emir el-Mu'minin katili İbn-i Mülcem Muradi idi fakat, İmam’ı toplumdan silmenin  gerçek sebebi “bir yanlış düşünce” idi. Bu düşünce üstelik sadece İmam Ali’nin dönemine has değildi. Bu sebebin kökleri Rasûlüllah’ın -saa- döneminde göze çarparken İmam Ali’den -as- sonra da tarihin çeşitli kesitlerinde maalesef bir çok İslami akımın sapmasında inkar edilemez rolü oldu, nitekim günümüze ve çağımıza kadar da uzanmıştır.

Bu kuru cehalet düşüncesi her zaman yoğun aşırıcılığından dolayı dinden çirkin ve tecrit edilmiş bir tablo çizerek kriz ve kaoslar oluşturmuştur. Bu düşüncede insan dost ve düşmanı birbirinden ayırt edemez. İslami toplumun önceliklerini teşhis edemez ve rahatlıkla başkalarına küfür damgası basarak onları İslam dairesinden çıkararak kendisinden başka her kesi silmeye çalışır ve sonuçta da aptallığın doruğunda siyasi dengeleri İslam düşmanının yararına değiştirir.

Bu yüzden hz. Ali’nin katili bu büyük tehlike ve düşüncenin küçük bir temsilcisi olarak yaratılışın büyük bir faciasına sebep oldu ve Emir el-Mu'minin hz. Ali’ye ibadet mihrabında suikast düzenleyerek şehit etti.  

Bu ise insanlık toplumunu her zaman tehdit eden tehlikedir. Benzer kişiler ve toplumların cehalet tehlikesi akıl ve din arasında mesafe oluşturmalarıdır. Halbuki hz. Ali’nin kültüründe ilim ve iman, akıl ve din birbiri ile aynı doğrultuda bulunuyor ve hiç biri tek başına insanı erdemliğe ve mutluluğa götüremez. Bunların her biri tek başına, kurnazların oyuncağı ve maşası olan bağnaz cahiller tarafından kullanılarak İslam’ın yüce menfaatlerine engel oluşturur.

Ehli sünnetin alimlerinden ibn-i Ebi el-Hadid şöyle diyor: cahiliye düşünce ve fikri durgunluğu tanımak için bir konuya dikkat etmek gerekir. Hz. Ali’nin -as- katilleri bu işi yapmaya karar verirken özellikle Ramazan ayının 19. Gününü seçtiler. Onlar Allah’a ibadet etmek istiyoruz ve hayır bir iş yapmak istediğimiz için, bu işi aziz gecelerden birinde yapmamız ve böylece daha çok ecir almamız daha iyi olur diye düşündüler.

İşte bu, asırlar sonra tekfirci ve IŞİD düşüncesi olarak hortlamış ve İslam dünyası da bundan acı çekmekte. Vahabilikte kökleri olduğu söylenebilen tekfirciler, İbn-i Mülcem Muradi’nin yeni yüzleridirler. Onlar boş bahanelerle ister Şii ister Ehli Sünnet olarak dünyadaki Müslümanların çoğunu kafir biliyor ve İslam ümmetinin kanını pervasızca dökmekten çekinmiyor.

Hz. Ali -as- inkar edilemeyen tüm faziletleri ile insanlığın tarihi boyunca nifak ve gericilik akımlarını rezil etmeyi başardı öyle ki 14 asır geçmesine rağmen Müslümanlar hak ve batılı ayırt etmek için açık kıstasları vardır.

Hz. Ali -as- mübarek yaşamının son günlerinde insanlardan dünyanın geçici mahiyetini derinden anlamalarını isterken, maddi hayatın çıkmazından kurtulmak için daha iyi ve üstün bir yol seçmelerini istedi.

Hz. Ali -as- kısa fakat çok anlamlı olan cümleleri ile kendi yaşamının büyük ve ibret verici bir ders olduğunu belirterek Nehculbelaga’nın 149. Hutbesinde şöyle buyuruyor:

“Ben dün sizinle eştim, dosttum, bugün ibretim size, yarınsa ayrılacağım sizden. Allah beni de yargılasın sizi de. … Ben size komşuydum; bedenim, birkaç günceğiz komşuluk etti sizinle; pek yakında da benden size, cansız bir beden kalacak ancak. … bu hâl, ibret alanlara en iyi öğüt verendir; öğüdü, sözden daha tesirlidir; sözü, duyulan sözden daha geçkindir. Size, dostlarla buluşmaya giden kişi gibi vedâ etmedeydim. Yarın, sizinle geçirdiğim günleri göreceksiniz, sırlarım açılacak size; yerim boşaldıktan sonra ve yerime benden başkası geçtikten sonra tanıyacaksınız beni.

Ve en sonunda Ali, bu ilk Müslüman, Rasûlüllah’ın yaveri ve vasisi, cesaret, sevgi, hak ve adaletin tartışılmaz simgesi şehit edildi. Öyle bir ihtişama sahipti ki hz. Cebrail -as- yer ve gök arasında şöyle seslendi:

Allah’a yemin ederim ki hidayetin erkanı dağıldı ve nübüvvet ilminin yıldızları karardı, takva belirtileri yok oldu ve Allah’a varılan ip çözüldü.

Görüşler