Temmuz 29, 2020 12:35 Europe/Istanbul

İnsanoğlu yaşamı boyunca her daim bazı anlarda Allah teala ile halvete çekilmeye ve düşünmeye muhtaçtır.

Bazen bunun için çok özel mekanlarda çok özel fırsatlar ele geçirilir.

Arafat, her türlü dünyevi imtiyazdan yoksun bir çöl, düşünmeye uygun mekanlardan biridir. Buraya gelenler yaratılış felsefesini, varlık aleminde konumunu ve kendi hakikatini keşfetmek için iyi bir fırsat yakalamış olur.

Zilhicce ayının dokuzuncu günü Arefe günüdür. Bu günde hacılar Arafat çölüne doğru yola çıkar ve bir başka atmosferde, bir başka mekanda, Allah’ın en iyi kullarının vakfe ettiği ve göz yaşı döktüğü ve Allah katına yalvardığı yerde huşu ve kulluğunu ifade eder.

Rivayetlere göre, Hz. Cebrail -s- Hz. İbrahim’e -s- Hac amellerini öğretirken Arefat’a geldiğinde o hazrete Arafat, dedi ve hazret de evet, diye karşılık verdi ve böylece bu adla adlandırıldı. Yine bir başka rivayete göre bu adlandırmanın sebebi, insanlar bu mekanda günahlarını itiraf ettikleri içindir. Bazıları da buraya ulaşmak için katlanılması gereken acıları ve sabırlı olmayı gerekçe gösteriyor; zira Araf’ın anlamlarından biri sabretmek ve katlanmaktır.

 

Arafat çölü Mekke’nin yaklaşık 20 kilometre dışındadır. Arefe gününde beyazlara bürünen ve tek kılık tek kıyafet içinde olan büyük bir kalabalık seli Arafat çölüne doğru akın ediyor. Allah’ın konukları Zilhicce’nin dokuzuncu gününde öğle vaktinden güneş batıncaya dek bu geniş vadide huşu içinde Allah tealayı talep ediyor.

Arafat çölü rahmet dağı anlamına gelen Cebel’ul Rahme’nin eteğinde yer alıyor. Bu dağ, Hz. Adem’in tevbesi kabul gören mekandır. şimdi herkes Arafat vadisinde bu dağın eteğine sığınıyor ve içinde Allah teala onun da günahlarını affetmesini umuyor.

Arafat’ta vakfe, Hac farizasının önemli amellerinden biridir. Bu geniş çölde binlerce insanın bir araya gelmesinde nice hikmetler vardır. Binlerce insan aynı kılık kıyafette ve her türlü sosyal ve sınıfsal imtiyazdan bağımsız olarak bu çöle çağrılmış ve onlara bu mekanda bekleyerek düşünmeleri emredilmiştir. Bu mekan hakkında hacılardan biri anılarında şöyle yazıyor:

Her zamankinden daha da aşık olarak Arafat’a geldik; aşk ve kulluk şevki, mecnunların en mecnunu nefis Leyla’sını bırakmış ve mecnunluğu yüzünden kulluğunu haykırmaya başlamıştır. Arefe, bağışlama bayramıdır; insanın içinde, kalbinde her türlü karalığı silme günüdür; yıkıma açılan her türlü kapıyı kapatma günüdür; nurdan başka hiç bir şeye açılmayan pencereleri açma günüdür. Bu çöl başlangıç noktasıdır; Allah’tan başka hiç bir mabudu görmeyen ve O’ndan başka hiç bir tanrıya kulluk etmeyen ve ancak Allah’a tapanların mekanıdır.

Arefe gününde dua ve ibadet fısıltıları, şeytanı kulların Allah katına yalvarışları ve yakarışları yüzünden derinden üzecek kadar yükseldiği ifade edilir. Hacılar bu günde ruhunu ve canını ilahi sonsuz lütuf ve rahmet denizinde yıkar ve yeniden doğmuş bir insan gibi tertemiz olur. Rivayetlere göre, eğer biri yüce Allah tarafından bağışlanma fırsatını Kadir geceleri ve Ramazan geceleri kaçırırsa, Arefe gününde yüce Allah’tan bağışlanmayı dileyebilir.

Evet, bugün göklere uzanan hacıların elleri tek bir temennisi vardır, ki o da ilahi rahmet ve mağfiretten yararlanmaktır.

Arafat çölü derin mazisinde Hz. Adem -s-, Hz. İbrahim -s- ve İslam Peygamberi -s- gibi büyük ilahi insanlara ev sahipliği yapmıştır. Bu büyük insanlar varlıkları ile Arafat’a nur saçtılar ve kendileri de ariflerin buluştuğu bu mekanda ilahi rahmet ve inayetle bereketlendiler.

Arafat dağının eteği Asr-ı saadette İslam Peygamberi’nin -s- açık hava okulu misaliydi. Müfessirlere göre Kur'an'ı Kerim’in son suresi Arafat çölünde İslam Peygamberi’ne -s- nazil oldu ve Allah Resulü -s- Kur'an'ı Kerim’in en geniş kapsamlı surelerinden biri olan bu sureyi insanlara ve talebelerine talim buyurdu.

Muhaddislerin arasında ünlü bir hadise göre İslam Peygamberi -s- böyle bir günde hacıların muazzam toplantısında tarihi konuşmasını yaptı:

Ey insanlar, benim sözümü dinleyin. Belki sizi bir daha bu mekanda görmeyebilirim. Hepiniz er geç Allah’a doğru döneceksiniz. O alemde iyi kötü amellerinizin hesabına bakılır. Benim size tavsiyem, kim yanında bir emanet varsa, onu sahibine iade etsin. Ey insanlar bilin ki İslam dininde riba kesinlikle haramdır. Şeytana uymaktan kaçının.

Arafat ayrıca İmam Hüseyin’in -s- Arefe günü okuduğu arifane ve güzel duasını hatırlatır. Bu nurani duada yüce Allah’ın isimleri ve sıfatları ve sonsuz nimetleri çok güzel ifadelerle beyan edilmiştir.

İmam Hüseyin -s- Arefe günü Arafat çölünde Ehl-i Beyt -s- fertleri, evlatları ve yakın arkadaşları ile birlikte kurduğu çadırdan tevazu ve huşu ile dışarı çıktı ve Cebel’ul Rahme’nin sol tarafında durdu ve arifane ve derin bir dua okuyarak yüce Allah’ın yüceliğini takdir ederek sonsuz nimetlerini hatırlattı.

İmam Hüseyin’in -s- okuduğu bu duanın her satırı, insanların yüzüne nur, marifet ve ilahi aşkın kapılarını açıyor. Duada yer alan ibareler, İmam Hüseyin’in -s- bu duayı okurken kendinden ve fani dünyanın tüm şatafatlarından koptuğunu ve tüm benliği ile yüce Allah’ın huzuruna çıktığını ve O’nun varlık aleminin tüm zerreciklerine kadar her şeye hakim olduğunu idrak ettiğini ortaya koyuyor. İmam Hüseyin -s- bu duası ile kulla Allah arasındaki en güzel ilişkiyi arifane cümlelerle beyan ediyor. insan bu duayı fısıldayarak yaratanın karşısında acizliğini itiraf ediyor; O’nu hamd ediyor ve zeval görmeyen gücüne sığınıyor.

Üniversite öğretim üyesi ve araştırmacı Dr. Belhari şöyle diyor:

İbadet has dualarla birlikte olunca insanı daha yücelten mertebeleri kateder. Ne zaman has bir ibadeti ve sülukü tecrübe edecek olursa, daha yüce hakikatlere ulaşırız. Hz. Muhammed -s- gece yarısı Hira mağarasında hiç kimsenin ulaşamadığı hakikatlere ulaştı. Yine Hz. Ali -s- ve birçok evliya da bu sayede sıradan insanların ulaşamadığı mertebelere ulaştı. Dolayısıyla kim dua ile nurdan yararlanmak ve yaşadığı ortamda etkili olmak istiyorsa, marifet ve dua kapılarını aralaması gerekir. İbadet ve dua etmek, insana Hz. Musa -s-, Hz. İsa -s- ve Hz. Muhammed gibi büyük şahsiyetlerin bakış açısını kazandırır ve onu hidayete doğru yönlendirir. Has dualar evliyanın tecrübeleridir. Bu tecrübelerden ruhumuzu yüceltmek için yararlanmalıyız.

Son günlerde dünya halkı korona virüs salgını gibi ölümcül bir hastalıklar uğraşıyor; Müslümanlar da bu salgın yüzünden Hac kafilesine katılamıyor. Gelin hep birlikte yüce Allah katına yönelelim ve O’ndan medet umalım; zira Allah her isteğe kulak verendir ve O’nu anmak gönüllere huzur kazandırır.

Muhammed Mehdevi, Hac sırasında Arefe gününün son anlarında şöyle yazıyor:

Ey Arefe güneşi, biraz yavaşla. Bir kaç saniye daha fısıldamak istiyorum; biraz daha alevlenmek istiyorum; göz yaşından bir gölette abdest almak ve iki rekat namaz kılmak istiyorum. Biraz yavaş ol; kanatlanmak ve sınırsız göğe doğru kanatlanmak istiyorum. Senin batmanla arzularımın güneşi batsın istemiyorum. Bırak da ihlasla Hüseyin bin Ali’nin -s- fısıldamasına eşlik edeyim ve onunla birlikte Rabbime niyaz eli uzatayım: Ey yüce Rabbim, sana tapıyorum, zira sen mükemmel bir güçle bizi yarattın, lütfun ve inayetinle yaradılışımı iyi yaptın, oysa benim varlığıma ihtiyacın bile yoktu. Ey yüce Rabbim, bizi de bu çağda kullarına verdiğin hayır ve saadetten nasipsiz bırakma. Ey yüce Rabbim, bizi mahrumlardan etme ve sonsuz rahmetinden mahrum bırakma. Ey yüce Rabbim, ne zaman hayat tüm genişliği ile bana zor gelirse, sen benim sığınağımsın ve eğer rahmetin beni kapsamazsa kesin helak olurum. Ey yüce Rabbim, helal rızkından bana rızk ver; sağlık ve sıhhat ver ve korkuda ve dehşette beni koru.012

 

Görüşler